Başbakan Erdoğan, geçen hafta medya patronlarına yazarları şikayet etmesi ile başlayan polemiğe yanıt verdi. Sözlerinin farklı yorumlandığını belirten Erdoğan, "Hiçbir basın medya patronu kalkıpta Başbakan şunu işten at demiştir diyemez. O denli aşağılık oyunların içerisine girmem . Bana da gelip şikayet etme işletme senin işletmen. Dükkan senin dükkanın" dedi.
Partisinin TBMM'deki grup toplantısında konuşan Erdoğan, geçen hafta sonu demokratik açılımla ilgili olarak sanatçılarla gerçekleştirdiği toplantıya değindi. Sanatçılarla karşılıklı olarak düşünce alışverişinde bulunduklarını ve sanatçıların bu konudaki sorularını cevaplama fırsatı bulduğunu belirten Erdoğan, tiyatro, sinema sanatçıları ile de biraraya geleceğini söyledi. Medyada bazı sanatçıların çağrılmadıkları şeklindeki haberleri ve sanatçıların beyanlarını hatırlatan Erdoğan, davet çalışmasının devam ettiğini henüz davetiyelerin gönderilmeye başlanmadığını söyledi.
Konuşmasında İspanya ziyaretine de değinen Erdoğan iki ülke arasında ilişkilerin her alanda iyi devam ettiğini söyledi. Erdoğan, İspanya'nın Türkiye'nin AB'ye üyeliğini samimi bir şekilde desteklediğini ifade etti.
AK Parti olarak yapıcı eleştiriden hiçbir zaman rahatsız olmadıklarını belirten Başbakan Erdoğan, bu konudaki sözlerinin cımbızlandığını savundu. Erdoğan, "Partimizi kurduğumuz günden itibaren yapıcı, yol gösterici, ufuk açan uyarılara ve eleştirilere her zaman kulak kesildik ve dikkate aldık. Biz sadece bize oy verenlerin değil 72.5 milyon vatandaşımızın tamamının hükümetiyiz. Bu ülkedeki her bir ferdin hakkına hukuka ve özellikle de yaşam tarzına ve düşüncesine saygı duyduk. Saygı duymakla kalmadık bunları geliştirmenin mücadelesini verdik, veriyoruz. Başkasının özgürlük alanına müdahale etmediği sürece milletimizin çıkarları ile ters düşmediği sürece, hakaret ve çarpıtma ihtiva etmediği sürece her fikrin. her görüşün her yaklaşımın bizim nezdimizde değeri vardır ve biz ona her zaman için saygı duyarız. Suyu bulandıran, suyu zehirleyen kaos ve kriz tellalığı yapan yaklaşımları ise her zaman milletimize şikayet ettik. Bunların ülkemizin menfaatine olmadığını gür sesle ifade ettik. Örgütlü olsun yada
olmasın toplumun tüm kesimlerinin taleplerini büyük bir dikkatle dinledik. O talepler karşısında yapılabilecek olanının azamisini yaptık, yapmaya çalıştık. 7.5 yıl boyunca ekonominin özellikle küresel şartlara entegre olmuş bir ekonominin istikrar ve güven noktasında hassas olduğunu ve olduğumuzu, herkesin de bu hassasiyeti gözetmesini gerektiğini vurguladık. Siyasetçilerin, medyanın, sivil toplum örgütlerinin bunların dışında erklerin, kurumların ekonominin bu hassasiyeti karşısında sorumlu davranmaları gerektiğini ifade ettik. Yani kuvvetler ayrılığı derken sadece bu konular üzerinde yasama organı mı hassas olacak? Veya sadece sadece yürütme organı mı hassas olacak ? veya sadece yargı mı hassas olacak? Hepimizin de hassas olması lazım. Bu gemide 72.5 milyon beraber seyahat ediyoruz. Birisi gece gündüz gayret etsin birisi dursun. Yok böyle birşey. Veya üst kattakiler farklı alt kattakiler zemini delmeye çalışsın. Yok böyle bir şey.Bunlara fırsat vermememiz lazım" diye konuştu.
YAŞANANLAR DEMOKRASİ VE HUKUKUN SÖZD EDEĞİL ÖZDE HAYATA GEÇMESİDİR'
Son birkaç haftadır Türkiye'de yaşananların ekonomiyi olumsuz etkilediğini belirten Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Borsada kısmı bir düşüş yaşadık. Döviz fiyatları yükseldi ve gösterge faizde de bir miktar yükselme yaşandı. Tekrar düşüş oldu. Her türlü olumsuz gelişmeyi hükümete mal etmeye çalışanlar kendilerinin nasıl bir katkı sağladığını da düşünmek zorundadırlar. Türkiye'de yaşanan nedir? Yaşanan normalleşmedir. Kurumların görevlerini yapması, demokrasinin güçlenmesidir. Kirli oyunların kirli senaryoların deşifre edilmesi ve bunlardan hukuk önünde hesap sorulmasıdır. Yaşananlar demokrasi ve hukukun sözde değil özde hayata geçmesidir. Sistemin sağlıklı şekilde işlemesidir. Ama süreç öyle bir lanse ediliyor kurumlar çatışıyor, gerilim had safhada, ölüyoruz, bitiyoruz,bölüyoruz, bölünüyoruz . Böyle bir havada kasıtlı bir karamsarlık pompalanıyor. İşte benim itirazım bu noktadadır. Benim serzenişim, bu tabloyadır. Yaşananlar Türkiye'nin ne kadar lehine ise kopartılan fırtına da o kadar aleyhinedir. Hangi kurumda hangi meslekte çalışır olursa olsun herkesin vatandaşlık sorumluluğu Türkiye'nin menfaatini istikbalini düşündürmeyi gerektirir. Hiçkimse Türkiye'ye zaman kaybettirmek gibi bir lükse sahip olamaz. Benim itirazım bunadır. Belli ideolojilere destek olmak belli ideolojilerin değirmenine su taşımak için yazılanlar, çizilenler bu ülkenin imajını ciddi bir şekilde zedelediği gibi ülke ekonomisine de ağır bedeller ödetmektedir. Siz 'Gerilim var' dediğiniz zaman sadece ortaya bir fikir atmış olmuyorsunuz aynı zamanda bu ülkeyi izleyenlerin, bu ülkede yatırım yapanların yatırım yapmayı düşünenlerin zihninde de soru işaretlerini oluşturuyorsunuz".
'KİMSE BAŞBAKAN ŞU YAZARI İŞTEN AT DEMİŞTİR DİYEMEZ'
Başbakan Erdoğan, geçen hafta medya patronlarına yazarları şikayet etmesi ile başlayan polemiğe yanıt verdi.Medya patronlarına ilişkin sözlerinin çok farklı değerlendirildiğini belirten Erdoğan Farklı değerlendirmeler olduğuna göre demek ki biz meramımızı doğru anlatamamışız. Birincisi benim o sözlerimin muhatabı doğru birinci derecede medya patronlarıdır. Ama ben o patronlara ' Şu yazarını beğenmedim şunu at, bu yazarını beğenmiyorum onu tut' demedim ki, demiyorum ki. Benim söylediğim şu. Bu patronlar bizi ziyaret ederlerdi zaman zaman. Hala da edenleri var. "Efendim biz gerilim istemiyoruz, istikrar istiyoruz, kaos istemiyoruz diyorlar: istikrar sayesinde iyi kazandık diyorlar. Bende her defasında kendilerine diyorum ki,'Bunu bana demeyin Herşeye , her konuşulanı bir gerilim bahanesi olarak takdim eden kenğini vurguladık. Siyasetçilerin, medyanın, sivdi gazetelerinizin, TV yöneticilerine, yazarlarına söyleyin . En küçük bir olumsuzluğu şok, şok,şok diye abarta abarta, döndüre döndüre, evire çevire veren millete durmadan karamsarlık pompalayan adamlarınıza söyleyin diyorum. O zamanda bana verdikleri cevap "Biz bunlara sözümüzü geçiremiyoruz', Gazetenin yayın grubunu sen belirliyorsun. Şirket açıyorsun şirketi batırmak için elinden geleni yapan yöneticiyi orada tutar mısın? Hemen ertesi gün kapıya koyarsın. Basın dünyasında böyle değil nasıl öyle değil aynen öyle. Geçmişte bunun örneklerini gördük. Bizimle gelip bunları konuşma o sana kalmış birşey. Bizden isimde istemeyin demişimdir hepsine. Hiçbir basın medya patronu kalkıp ta Başbakan şunu işten at demiştir diyemez. O denli aşağılık oyunların içerisine girmem onu başkaları yaptı onu gidip başkaları ile konuşsunlar. Bana da gelip şikayet etme işletme senin işletmen. Dükkan senin dükkanın. Benim yazarlarla çizerlerle kişisel bir sorumum yok. Yapıcı eleştirilerden her zaman faydalanırım. Eleştiri kisvesi altında hakaret etmeye yeltenenler olursa hukuka havale ederim. Sosyal ve siyasal psikoloji ekonomiyi de anında etkiliyor. Ekonomi etkilendiği anda memurda, işçi de esnaf da bundan olumsuz etkileniyor. Demokrasi kurum ve kurallar işliyor. Herkese düşen bu işleyişe saygı duymaktır güvenmektir. Yaşanan tüm tartışmalar demokrasinin de hukukun da yükselmesine katkı sağlıyor. Umut vermesi gereken bu tartışmalar adeta umutları kırmayı hedefliyor" diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partiler, medya ve sivil örgütlerin de sorumlu ve sağduyulu olmak zorunda olduklarını belirterek, "Kriz çıkarmak, krizden medet ummak devri artık kapanmıştır. Kriz tellalları için artık bu kapıda ekmek yoktur" dedi.
Başbakan Erdoğan, TBMM'deki Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, demokrasinin kurum ve kurallar rejimi olduğunu belirterek, Türkiye'de de kurum ve kuralların işlediğini söyledi. Demokratik sisteme, hukuk sistemine herkesin güvenmek zorunda olduğunu ifade eden Erdoğan, "Yaşanan tüm tartışmalar, demokrasinin de hukukun da daha ileri standartlara yükselmesine katkı sağlıyor. Ama öyle bir atmosfer oluşturuluyor ki, umut vermesi gereken bu gelişmeler, adeta umutları kırmayı hedefliyor. Siz siyaseti güçlendirmeye çalışıyorsunuz, bir bakıyorsunuz en ciddi eleştiriler, engelleme çabaları siyasetçilerden geliyor. Yani siyasetin içinde olan bir siyasetçinin siyaset kurumlarını zedeleme veya siyaset kurumlarını çökertme gibi bir gayreti olabilir mi? Bunu dünyada göremezsiniz, gelişmiş, ileri demokrasilerde göremezsiniz. Ama Türkiye'de görürsünüz, Türkiye'de var" diye konuştu.
En ciddi saldırıların, demokrasinin olmazsa olmazı olan siyasi partilerden veya bunların temsilcilerinden geldiğini belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Siz hukuku geliştirmeye, adalete güç vermeye çalışıyorsunuz; öyle bir tepkiler alıyorsunuz ki, sanki birileri hakkın, hukukun yerine gelmesini istemiyor. Peki, siyasetçi siyaset kurumunun güçlenmesine direnirse, işadamı ekonominin bozulmasına çanak tutarsa, medya demokrasinin gelişmesine katkıda bulunmazsa, hukukçu hukukun yerine gelmesini veya yenirini bulmasını istemezse, buna imkan tanımazsa, herkes bindiği dalı kesmeye çalışırsa bundan kim kazanır? Maalesef uzun yıllar boyunca siyaseti itibarsız hale getiren işte siyasetçilerin bu ilkesiz tutumu olmuştur. Siz partilerin hakkını, hukukunu savunmazsanız, siz sivil siyaseti savunmazsanız, içinde bulunduğunuz meclisin hakkını hukukunu savunmazsanız, temsil ettiğiniz milli iradesini hakkını hukukunu savunmazsanız, siyaset nasıl güç kazanır, nasıl itibar kazanır, demokrasi nasıl gelişir, milli irade nasıl hakim olur? Siz milletin iradesini ne kadar yüksekte tutarsanız, millet de sizi o denli yüksekte tutar."
"KİMSE BİZE GAZ VEREMEZ"
Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün haftalık olağan görüşmeyi Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un da katılımıyla üçlü gerçekleştirmesi ile ilgili yorumları da değerlendirdi. 'Kurumlararası kavgadan, çatışmadan söz edenlerin' normal bir görüşmeye dahi tahammül edemediklerini belirten Erdoğan, Cumhurbaşkanı gül'ün Anayasa'nın kendisine verdiği yetkiyi kullandığını yineledi. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Biz birilerinin gazına mı gelecektik? Biz ana muhalefet lideri veya diğerlerinin yaptığı gibi bu davete icabet etmeme nezaketsizliğini mi gösterecektik? Davet etmiştir, ülkemizin sorunları vardır, ortamda, gündemde bir şeyler vardır. Tabii ki bunları görüşmek üzere gittim. Kaldı ki zaten bizim haftalık bir de rutinimiz var. Bu defa davet üzerine üçlü olarak bunu gerçekleştirme fırsatımız oldu. Bundan niye rahatsız olunuyor. 'Demokraside bu tür şeyler olmaz'mış. Demokrasilerde bunlar rahat rahat oluyor ve dünyanın her yerinde de olmaktadır. Bu dünyayı en az, işte o köşe yazarları kadar tanıyoruz, biliyoruz. Ve Türkiye'de de şu anda bütün bu atılan adımların Türkiye'ye nereye doğru götürdüğünü çok güzel ortaya koyuyor. Bundan bir şeyler çıkanlar çıkarıyordur, ama kimse de kusura bakmasın, bize faz vermeye kalkmasın. Biz attığımız adımı çok iyi biliyoruz. 40 düşünüyoruz, ona göre de adımı 1 atıyoruz, 5 atıyoruz, 10 atıyoruz, atmaya da devam edeceğiz. Durmak yok yola devam."
"KRİZ TELLALLARINA BU KAPIDA EKMEK YOK"
Başbakan Erdoğan, kimsenin kimseyle görüşmemesini, diyalog kurmamasını, herkesin birbirine şüpheyle bakmasını, her sorunun krize dönüşmesini, sistemin işlememesini, kurumların çalışmasını isteyenler olduğunu kaydetti. Ancak Türkiye'de her kurumun sorumluluğunun bilincinde olduğuna işaret eden Erdoğan, "Sorumlu olmak, duyarlı olmak, sağduyulu olmak sadece devlet kurumlarının başındakilere mahsus değildir. Partiler de, medya da, sivil örgütler de sorumlu ve sağduyulu olmak zorundadır. Kriz çıkarmak, krizden medet ummak devri artık kapanmıştır. Kriz tellalları için artık bu kapıda ekmek yoktur. Milletim artık kimin huzur için gayret gösterdiğini, kimin güven ve istikrar ve güven için çaba gösterdiğini görüyor. Kimin huzuru ve istikrarı bozmak için felaket tellallığı yaptığını da görüyor. Siz ülkenin huzuru diyorsunuz, refahı, ekonomi diyorsunuz. Birileri de kalkıyor 'benim ilgi alanıma görmez' diyor. 'Değişim, dönüşüm' diyorsunuz, 'ben istemem' diyor. 'İzin vermem, engel olurum' diyor. Statükoyu göğsünü gere gere savunan, hem de bundan gurur duyan anlayışla karşı karşıyayız. İşte milletimiz bu sorumsuzların kim olduğunu bugün daha iyi görüyor ve görecek. Bunları anlatacağız" şeklinde konuştu.
"KAPILAR AÇILACAK"
Türkiye'de geçmişte, milletin bazı şeyleri bilmiyor olabileceğini belirten Başbakan Erdoğan, "Kapıların arkasında kalan bazı gerçekler olabilir. Ama kapıların arkasında kalan birçok gerçekler artık kapıların önüne çıkmaya veya kapılar ardına kadar açılmaya yavaş yavaş başladı. Benim milletim bunu görecek, değerlendirmesini ona göre yapacak" dedi.
Erdoğan, bu çerçevede CHP'nin geçmişte kapalı kapılar ardında, DTP ile 20 militan ismin milletvekili yapılmasına yönelik görüşmesinin de ortaya çıktığını anlattı. Erdoğan, "Burada kantar milletimin elinde. O kantarla tartıyor. Ger Orgeneral İlker Başbuğ'un daçekler de ortaya çıkıyor" dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, siyasi bir intikam peşinde olmadıklarını belirterek, "Bugün yaşananlar bir siyasi intikam değil, tam tersine siyasetten, millet iradesinden, parlamentodan, demokratik düzenden ve hukuk sisteminden intikam almak isteyenlerin hukuk önünde hesap vermesidir" dedi.
Başbakan Erdoğan, TBMM'deki Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, birilerinin statükodan memnun olabileceklerini belirterek, "Ama artık bu millet, bu ülke kabına sığmıyor. Bu ülke artık, birilerinin menfaatine, keyfine göre değil, Türk milletinin menfaatine, Türkiye'nin selametine göre yol alacak. Bunu herkes görecek. Hak ve özgürlüklere ulufe gözüyle bakılamaz. Taksit taksit demokrasi anlayışı çağdışıdır" dedi.
Dünyada demokrasinin yüzyıllar içinde geliştiğini anlatan Erdoğan, oy hakkının bile önce beyazlara, üniversite mezunlarına, erkeklere verildiğini, zamanla herkesin seçme ve seçilme hakkına kavuştuğunu söyledi. Demokrasinin kronolojik bir yapısı olduğunu belirten Erdoğan, "Buruları 21. yüzyılda dünyanın geldiği bu noktada Türkiye'de de demokrasi taksit taksit gelişsin istiyor. Evrensel değerler, çağdaş hukuk normları parça parça gelişsin istiyor. Kusura bakma, kimse en temel hakları, demokratik kazanımları Türk milletine fazla göremez, lüks göremez. Çiftçinin oyu, profesörün oyu kadar değerlidir. Esnafın iradesi, yüksek bürokratın iradesi kadar önemlidir. Benim köylümün bu noktadaki oyu bir başbakanın bir cumhurbaşkanını oyu kadar değerledir, aynıdır, eşit düzeydedir, bir fark yok" diye konuştu.
Demokrasi ile hukukun herkes için ve gecikmeden, ertelenmeden olacağını belirten Erdoğan, "Buna karşı çıkanlar biliniz ki, kendi imtiyazlarını düşünüyorlar, kendi otluklarını düşünüyorlar. Çünkü onlar bulundukları koltuklara güç katanlar değil, bulundukları koltuklardan güç devşirenlerdir. Bu millet her alanda yüksek standartları hak ediyor. Bu toplum en modern imkanları, eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, tarımda hak ediyor" şeklinde konuştu.
"REFERANDUM KÜLTÜRLERİ YOK"
Başbakan Erdoğan, Anayasa değişikliği ile ilgili referandumun kabul edilmemesi durumunda erken seçime gidilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmelere de tepki gösterdi. Erdoğan, "Senin referandum kültürün oluşmamışsa ben ne yapayım. Böyle bir kültür oluşmamış bunlarda. Onun için de bunu hemen buna yorumluyorlar. Her şeyi bunların, 'nasıl bu işi biz kalkıp da mahalle ağzıyla değerlendiririz' durum bu. Gel de bunu hukuk diliyle dillendir. Dünyanın hangi yerinde bu referandumlar yapıldığı zaman halk kabul etmiyorsa, hemen orada hükümet erken seçime mi gidiyor? Kim gelişmiş ülkelerde böyle bir şey gösterebilir? Yok böyle bir şey. Ama ileri standartları yakalayamadıkları için bunları yazarak hava kafa bulandırmaya, zihin bulandırmaya çalışıyorlar" diye konuştu.
Millete karşı sorumlu olduklarını ve milletin istikameti ne ise, kendilerinin istikametinin de o olduğunu vurgulayan Erdoğan, "'Kediye ciğer emanete dilmez' diyenler, bu basit gerçeğin sırrına eremeyenlerdir. Millet en kutsal değerini kime emanet edeceğini partimizin kurduğumuz andan 16 ay sonra bildi ve bize emanet etti. 'Cumhuriyetten daha eskiyim' diyenler. Ey ana muhalefet, çok partili siyasi dönemde 1 kere tek başınıza bu ülkede iktidar olabildiniz mi? Sadece tek partili dönemde, cebren ve hile ile bu işin başında durdunuz" dedi.
KAPATMA DAVASI
"Allah aşkına, bir siyasetçi milletin oyu ile parlamentoya gelmiş, milletin iktidarına talip bir siyasi parti için kapatma noktasında kampanya yürütür mü? Bunlar yürütür" diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Meclis karar vermesin diyebilir mi? Bunlar der. Bundan daha doğal ne olabilir? Yani 'her kurum kendi içindeki bir birey hakkında, oranın yetkisi gerekir' diyor yasalar. Ama iş parti kapatmaya gelince, partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurudur ilkesinden hareketle buna yasama organının kalkıp da müsaade vermesi karşısında telaşlanıyor. E kim karar versin. Bir kişinin iki dudağı arasından çıksın. Olur mu böyle şey ya? İş aslına dönecek. Dünyadaki gelişmiş ülkelerin hepsinin ortalama kanaati budur.
Türkiye'de de bu olmalıdır. Bu nasıl bir vesayetçi yaklaşımdır? Bu bir siyaset adamının söyleyebileceği söz mü? Bu kendini inkar değil de nedir? Bu siyaset kurumunun yozlaşmasıdır. Bu yozlaşmış bir siyasetin ortaya konulmasıdır. Siyasete, demokrasiye, 'kedi-ciğer' mantığı ile bakanların müzmin muhalefetliği ne kadar önemsedikleri bir kez daha bu anlayışla ortaya çıkmıştır. Evet, 'kediye ciğer emanet edilmez'. İşte bu yüzden bu millet size iktidar emanet etmiyor. Bu kafada olduğunuz sürece de bu millet size bu ülkede iktidar fırsatı vermeyecek."
Muhalefetin, 'hesap ödemeden kaçacaklar' dediğini belirten Erdoğan, "İşte muhalefetin göremediği, hiçbir zaman da göremeyeceği şey şu; biz milletin sofrasındayız. Bu sofrada millet var. Biz milletimizden başka kimseye bu dünyada hesap ödemeyiz. Kimsenin de millete hesap ödettirmesine izin vermeyiz" şeklinde konuştu.
"İNTİKAM PEŞİNDE DEĞİLİZ"
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bugün AK Parti iktidarı ile yaşadığı deği klara güç katanlar değil, buşim ve dönüşümün on yıllardır milletin hasretini çektiği bir değişim ve dönüşüm olduğunu belirtti. Erdoğan, "Biz siyasi intikam peşinde değiliz. Hukuk devletinde, hukukun üstün olduğu sistemlerde, kan davası yoktur. Şahsi ya da siyasi öç alma hırsı asla söz konusu olamaz. Ortada işlenmiş bir suç varsa bağımsız mahkemelerde bu görüşülür, karar bağlanır. Bizim derdimiz, hukukun yerini bulması, adaletin tecelli etmesidir. Biz bunu bekliyoruz. Eğer hukuk yerini buluyorsa, yargı kararlarını veriyorsa, mahşer-i vicdan millettir. Çünkü sonu onun biliyorsunuz hep 'millet adına'dır. Burası çok önemli. Millet adınaysa, milletin de bunu onaması lazım. Ne kadar onar ne kadar onamaz onu bilemem. Ama onu milletim çok iyi bilir. Manzara, demokratik bir ülkede olması gerekenlerden ibarettir. Yasalar, Anayasamız, yasamanın, yürütmenin ve yargının yerini, konumunu belirlemiştir. Eğer alanlara tecavüz varsa milletim bunun hesabını sorar, er veya geç. Bugün yaşananlar bir siyasi intikam değil, tam tersine siyasetten, millet iradesinden, parlamentodan, demokratik düzenden ve hukuk sisteminden intikam almak isteyenlerin hukuk önünde hesap vermesidir. Olay budur. Tüm dünya bunu böyle görmeli, yorumlamalıdır. Madem Türkiye çağdaş dünya ile bütünleşecek, AB üyesi olacak; o halde şeffaflaşmaktan, hukuk devleti normlarının gelişmesinden, kayıt dışı yönetimin sıfırlanmasından, illegalliğin son bulmasından başka yol yoktur.
Temiz toplumun, temiz siyasetin, temiz yönetimin hayata geçmesinden, keyfiliğin tamamen son bularak, hukukun herkes için geçerli olmasından başka yol yoktur.
Bir kez daha söylüyorum, ortada asla bir gerilim söz konusu değil. Kurumlar arası bir çatışma asla yoktur. Türkiye sadece normalleşiyor. Dere yatağında akmaya başladı, akıyor. Türkiye kendi mecrasında hızla geleceğe doğru akıyor. Bütün bu sürecin sonu daha aydınlık bir Türkiye olacaktır. Bütün bu süreç, ekonomisiyle, dış politikasıyla, siyasetiyle, demokrasisiyle çok daha güçlenmiş bir Türkiye'nin ayak sesleridir. Herkesi bu sürece katkı vermeye çağırıyorum. Başka muhalefet olmak üzere herkesi milletin tarafında durmaya, hukuku rahat bırakmaya hukuka yardımcı olmaya davet ediyorum" dedi.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
Muhalefetin daha Anayasa değişikliği paketi daha ortaya çıkmadan, "asla görüşemeyiz" dediğini vurgulayan Erdoğan, "Bu nasıl demokrasi ya? Nasıl parlamento? Hani uzlaşmacıydın ya? Daha ortada bir şey yokken, ne bu kin, ne bu nefret, ne bu tavır? İşte biz de diyoruz ki, 'Bu iş sizinle olmaz, öyleyse biz sahibine gidiyoruz. Siz vekilsiniz, asıl millet. Millete gidiyoruz. Şahsi çıkarları için, ikbali için vesayete umut bağladığı, demokratik müdahalelerden medet umduğu için bu sürecin karşısına dikilenleri tarih affetmeyecek" diye konuştu.
"KAPISI AÇIKLARA GİDERİZ"
Başbakan Erdoğan, Anayasa değişikliği ve yargı reformu üzerinde çok uzun zamandır çalıştıklarını belirterek, konunun bir tepki hissiyatıyla değil son yaşanan tartışmalardan bağımsız olarak, gündeme geldiğini söyledi. Mart ayı sonuna kadar bir reform paketini TBMM'ye sunacaklarını belirten Erdoğan, bu paketi parlamento içi ve dışı çevrelerle de görüşeceklerini ve olgunlaştıracaklarını kaydetti. Türkiye'yi AB müktesebatı ile uyumlu hale getiren, modern ve evrensel normları dikkate alan bir paket olacağını vurgulayan Erdoğan, "Elbette uzlaşıyla, istişarelerle bu süreci işleteceğiz. Ama peşinen kapısını kapatanların da kapısını çalmamıza gerek yok herhalde. Çünkü bu işin de bir onuru var, bir izzeti var. Bundan önce de bunlar söylendi. Dolayısıyla biz kapısı açık olanların kapısını çalarız. Eli yumruk duranlarla görüşemeyiz, eli açık olanlarla tokalaşırız. İşte farkımız bu. Destek alamadığımız takdirde, konuşu milletimize götürerek, her konuda olduğu gibi bu konuda da son sözü milletin söylemesini sağlayacağız" ifadelerini kullandı.
ERMENİ TASARISI
Sözde Ermeni soykırımı iddialarına destek veren tasarının 4 Mart'ta ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde ele alınacağını hatırlatan Erdoğan, bu konunun her yıl gündeme gelmesini ve Türkiye aleyhine yayın ve propaganda yapılmasını son derece anlamsız bulduklarını söyledi. Erdoğan, "Tarihçilere bırakılması gereken böyle bir mesele karşısında Temsilciler Meclisi'nin duyarlı davranacağını ümit ediyoruz. Türkiye ABD işbirliği tarihinin en başarılı dönemlerini yaşıyor. Bu işbirliğinin bu tür girişimlerle zedelenmeyeceğini umuyorum. Ermenistan ile devam eden normalleşme çabalarımızı yakından takip eden Başkan Obama'nın liderliğine ve sağduyusuna bu noktada güveniyorum. Katar'da Hilary Clington ile buradan çıkacak aksi bir neticenin nelere mal olabileceğini de görüştüm. Herkesi aklı selimle hareket etmeye çağırıyorum. Sözde soykırım iddialarını da artık Temsilciler Meclisinde değil üniversitelerde, arşivlerde aramanın doğru olacağını belirtmek istiyorum" dedi.